CREDO MUTWA

 

 

 

 

David İcke ilk olarak, Credo Mutwa ile Şubat 1998'de Güney Afrika'da tanıştı. İlk gözlemlerine göre onun gayet olağanüstü biri olduğunu anladı ve hatta onunla tanışmanın kendisi için büyük bir onur olduğu kanısına vardı. Bu kişinin kendine özgü sonsuz bilgi kütüphanesi ve tecrübesi mutlaka korunup saklanması, kayıt edilip, tüm dünyanın duyması ve gözler önüne serilmesi lazım. Credo susturulması için beyaz yöneticileri birçok şiddete başvurdu ve bu arada da oğlu bu dava da cinayete kurban gitti. Bir ara, gazetede kendi aleyhine yazılanlar üzerine, kendi insanları neredeyse onu canlı canlı yakacaklardı. Credo Mutwa ,İlluminatinin kara büyücüleri ve dünyayı kontrol etmek için bu okült bilgilerini nasıl kullandıklarını (burada kendisinin inanılmaz zenginlikteki bilgisini) ortaya sunuyor. Bu viyo çekimlerini yaptıktan sonra Credo, Cape Town'dan gelen iki kişi tarafından David İcke'ye bir daha konuşmamak üzere ve onu görmeyeceğine dair 50000 rand ve istediği yerde bir ev teklif ettiler. Ama o bu teklifi geri çevirdi.

 

Credo Mutwa anlatıyor...

Öğretmen:  Senin gibilerini çok gördük , sana güvenebilirmiyiz?

Credo: Evet üstadım.

Öğretmen: Ne kadar ileri gitmek istersin?

Credo: Ben herşeyi yapmaya hazırım.

Öğretmen: Eminmisin?

Credo: Evet...

Sonra birlikte mezarlığa gittik. Oradan 2 günlük ölü bir insanın elini çıkardılar ve dedilerki bunu pişir ve ye. Bende öyle yaptım. İşte bu kişilerdi bana Çitauri diye adlandırdıkları ve reptillere benzeyen bir ırkın varlığını açıklayanlar. Biz dünyaya yüzyıllarca hükmettik.

Bugün Angola sınırında bir barakaya getirilmiştim. Orda genç bir kadın vardı. Kapkaraydı ve saçı ise dev bir kara bulut gibiydi. Dişleri ise sivriydi sonra aynı bir reptilinkine benzedi. Ve Mutwa çok şaşırmıştı. Bu kadın burda ne arıyordu? Credo birkaç gece burdaydı ama bu kadın burda ne yapıyordu? Credo ona bir yatak verdi. O da arkasını dönüp yattı. Ertesi gün Credo'yu, sanki kadınla birşey yapması gerekmiş gibi cezalandırdılar.

En gizli sır dolu hikayelerden bana açıklananlardan bir taneside bu varlıklar hakkındaydı. Bu açıklamalar ilk evimde ve sonra Rwanda adındaki bir Afrika ülkesinde yapıldı. Bu hikayeyi Afrika'nın birçok bölgesinde duyabilirsiniz. O zamanlar daha mavi gökyüzü görünmezken, tüm göğü bir mist kaplamışken, güneşi göremez ve sadece donuk bir parıltının doğup ve batışını seyrederdi insanlar. Yılın hiçbir günü yıldızları göremezlerdi.  İnsanlar sadece ağaçların büyüdüğünü görebiliyorlardı. Ağaçlar çok büyüktü. O zamanlar Zuluların dilinde "NUGUBİ-Dİ" diye adlandırdıkları bir insan hem dişil hem de erildi. Ve birgün gökyüzünden korkunç bir cisim geldi. Bunlar devasa kürelerdi. Sanki altın'dan yapılmıştı. Ve bunlar en büyük dağ'dan daha da büyüklerdi. Bunlar beraberinde büyük ses, ateş ve duman getirdiler. Gökyüzünden gelen bu devasa cisimlerden bunlar (Reptiller) çıktı. O zamanlar insanlar konuşamazdı. Bir konuşma dili yoktu. Buna göre insanlar çok üstün mental güçlere sahipti. Bu gücünü kullanarak ormanlığın içinden hayvanlara mental olarak seslenip, istediği hayvanı çağırabiliyorlardı. Böylece ailelerini besliyebiliyorlardı. Hayvan yanına kadar gelip diz çöker sonrada insanlar onu öldürüp evlerine götürürlerdi.

Ama Çitauri geldiğinde insanlara onların tanrıları olduklarını söyledi. Onlar insanlara büyük armağanlar vereceklerdi. Ama bir şartları vardı. İnsanlar onlara tapacaklardı ve onları yaratıcıları olarak kabul edeceklerdi. Onlar buraya geri gelmelerinin amacı, insanları tanrıya dönüştürmekti. Ne yaptılar? Yeryüzünde 2 çift garip mağara yarattılar. 2 mağara eştiler. Birinde yeşil ışık, öbüründe kırmızı ışık vardı. Ve insanları bu mağaralara çektiler. Her biri hangi mağaraya gitmek istediğini seçmek zorundaydı. Onlar yeşil mağaraya gidenler, kadın olarak geri çıktılar. Ve onlar kırmızı mağaraya gidenler de erkek olarak çıktılar. Ve sonra Çitauri onlara onların mükemmel olduklarını söyledi. İlk kadın ilk erkeği görünce, korkunç bir ayrılık çıktı. Kadın erkeği, erkek te kadınları görünüşlerinden dolayı beğenmemiş. Çitauri gülmeye başlamış, sanki onlarla dalga geçiyormuş gibi. Ve sonra Çitauri onlara "eğer bize hizmet ederseniz, sizi tanrıya çevireceğiz" teklifini yapmış. İnsanlarda Çitauri'ye hizmeti kabul etmiş. Ve Çitauri insanlara ikinci bir armağan vermiş. Bu armağan kullandığımız "dil"miş. İnsanlar beyinleri yerine dilleriyle konuşmaya başlamış. Büyük bir kargaşa oluşmuş. Hiçbiri birbirinin dilinden anlamamış. Dil'e sahip olunca, insanlar mental güçlerinin büyük bir bölümünü kaybettiğinin farkına varmış. Bunun için korkunç bir bedel ödediler.

Ama Çitauri şimdi insanların efendisiydi. Onlar insanları madencilikte altın, bakır, gümüş ve benzeri madenleri çıkarmakta kullanmaya başladı. İnsanlar korkuyordu. Çünkü yeni cinsiyetlerine uyuşamadılar. Çitauri'lerin arasından dişil bir Çitauri çıktı. Bu acımasız Şef Çitauri'nin en kıdemli eşiydi. Bu Çitauri insanlara acıyordu. Bu fakir insanlara "siz mutlu değilsiniz" dedi. Onlarda "evet büyük efendimiz, hergün bu çukurlara girip çıkıyoruz, mutlu değiliz". Ve dişil Çitauri çenesini kaşıyarak düşündü, düşündü. Gözleri karanlıkta korkunç ateş gibi parlıyor ama kalbi insaflıydı. Ve erkek ile dişinin nasıl aşk yapacağını öğretti. Fakat bu sefer de , biri diğerinin, öbürüde başkasının eşini çalıyordu. Böylelikle büyük bir tartışma , kavga çıktı. Bunun üzerine reptil Şef Çitauri sinirlenerek "bak ne yaptın aptal kadın, oradan gelen sesleri duyuyormusun, madenler öyle kaldı". Şefin eşi ise kafası eğik düşünüp düşünüp en sonunda bir planla ortaya çıkar. Onların çocuk sahibi olmasını sağlar. Kadınlar hamile kalır ve ses kesilir. Fakat bu yüzden madenler boş kalır. Şef halen sinirlidir. Bunun için birgün Zarunturani Muero diye adlandırdıkları zenci kahramanı ortaya sürerler. Ve Muero bu reptil varlıların şefini savaşa davet eder. Muero yılan insanların kralının üreme organını keser. Bu da büyük savaşa yol açar. Muero kaçar. Fakat korkunç şef onu yakalatır ve huzuruna getirtir. Unantarı Umbaba derki "bak bunu kestin ama ben onu altın'la değiştirdim. Eşimle artık aşk yapamam." Umbaba'nın korkunç bir pençesi vardı. Bu pençeyi Muero'nun burnundan geçirip beynine delik açar ve bu delikten Muero'nun beynini içer. Bugüne kadar bizler Çitauri varlılarının insan beyni yediğini biliyoruz. Ve bugün, bilim adamları, garip ama, buldukları  kafataslarında delikler olduğunu ve bunların beyninin biri yada bir varlık tarafından çıkarılıp yenildiğini söylemekte.