Bir zamanlar Atlantis vardı. Orayı görenler hayranlıklarını sakıyamazdı. Muhteşemdi. Her yer bir teknoloji harikasıydı. Bu çağının çok ötelerine gitmiş ve nice buluşlar yapmış uygarlığın insanları bilimde daha da ileri gitmek için bir anları boş geçmiyordu. Güncel yaşamlarının her alanında buluşlarını hayata geçiriyorlardı. Teknolojilerini hem savunma hemde ofensif alanlarda kullanıyorlardı. Bu insanlar öyle ileri gitmişler öyle iluzyona kapılmışlardıki, artık egolarına kapılıp dünya üzerindeki diğer uygarlıklara korkunç bir tehdit olmaya başlamışlardı. 

Onlar ruhsal anlamda tamamen yoksundular. Onlar sadece ileri sadece teknolojik hayranlıklarına kapılmışlardı. Gözleri körelmiş, yarattıkları bilimsel araçları artık rahmaniye değil şeytana hizmet amaçlı kullandılar. Atlanta insanları, Lemurya'nın ruhsal, sakin, ego barındırmayan insanlarından tamamen farklı materyalist, egoistlerdi. Diğer uygarlıklardan bu gidişatlarını düzeltmeleri için uyarılar geliyordu. Nitekim bu yolda hem diğer varlıklara hemde kendilerine zarar vereceklerdi.  

   

Bir gün geldi ve yer altı hareketleri devasa depremleri ve volkanik patlamaları tetikledi. Bu devasa felaketler Atlantis uygarlığını bir gün içinde çökertip sular altına gömdü. O teknolojileriyle övünen ve dünyayı kontrol edecek güçteki Atlantis bir tek şeyi unutmuştu ve  o da doğal afetlerdi. 

Evet. Yıl 2011 Mart 11. Yer: Japonya. Saat 14:45. Japonya tarihindeki en büyük depremle karşı karşıya. Daha bundan 2 gün evvel 7.4'le sallanırken bugün bir kere daha Japonya bir felaketin uçurumunda. 8.9 şiddeti ile sallanan Japonya, 10 metre yüksekliğindeki devasa dalgalarla-tsunami ile yerle bir oldu. Japonya'dan yaklaşık 370 km ötede okyanus altında tektonik hareketlerin tetklediği deprem tam 500 atom bombası gücünde bir deprem yaratıyor. Bu deprem yarattığı basınçla dev bir Tsunamiyi başlatıyor. Bu Tsunami Japonya!nın doğu kıyılarına saat'te yaklaşık 800 km hızla vuruyor ve kilometrelerce içeriye sürükleniyor. Tsunami yolundaki bütün binaları, araçları, yerleşim alanlarını silip süpürüyor. Japonlar şaşkın ve korku içinde. Dünyanın en güvenli nükleer santrallerinden ikisi hasar almış ve radyasyon kaçağı tehditinde bulunuyor. Transport sistemi çökmüş durumda. Herkes ofislerinde geceliyor. Marketler bomboş herkes kendi derdinde. Dünyanın dört bir tarafından yardım elleri uzanıyor.

Bilinen en büyük 5'inci depremi olan Japonya depremi, yeni Zellanda deprem felaketinden sonra herkesi dehşete düşürdü. 

Medya  henüz iki gün önce gerçekleşen 7.4 Japonya depremini dünya ya yayınlarken Japonların rahatlığı gözlerden kaçmamıştı. Sanki hiçbirşey olmamış gibi,bir yandan  sürücüler yollarda yavaşça normal bir şekilde devam ederken,bir yandan da yayalar günlük hayatlarına devam ediyordu. Onlar için her zamanki gibi bir depremdi. Onlar nasıl olsa üstün teknolojileri ve mühendis bilgileri ile yapılandırılmış şehirlerde yaşıyorlardı. Onlar tam 50 yıldır teknoljiyi bilimi en üst düzeyde yaşayan bir dünya ulusu ki, tıpkı Atlantis medeniyeti gibi artık kendilerini bilimlerinin, teknolojilerinin  içinde kaybetmiş, materyal bir hayal dünyasında olan bir zamanların içten ruhsal yaşayan Japonyası. Günlerinin büyük bir bölümünü iş ve dünyevi hayata adamış bir Japonya. Yüce yaratanla sanki bir yarışa girmiş bir uygarlık, her gün "nasıl insana benzeyen bir android bir robot yapabilirim""nasıl insanın beyni gibi çalışan bir aygıt geliştirebilirim" diye binlerce deneyler ve buluşlar yapan bir ulus. Bir yandan da tamamen total endüstriyel materyal bir yarış içindeler. Bununla da kalmayıp lüks ve moda dan geri kalmıyan bu ırk artık Allah inancını büyük bir ölçüde terk etmiş ve hatta şirk koşmaya çalışmakta. Onlar dünyanın ne kadarda en kültürlü modern bir ulusu olsada, ahlaktan yoksun, seksi sapkınlıkta sınır aramayan, yozlaşmış, bencil, materyalist ve maddiyatçı insanlardan oluşmakta. 

İşte ogün geldi, kendilerine kendilerinin "fani olmadığı" hatırlatıldı. Hayatlarında görmedikleri bu felaketi hayatları boyunca da unutamıyacak Japonları , o muhteşem teknolojileri koruyamadı. Depreme karşı aldıkları tüm önlemler bir tek şeyi atlamıştı. O da depremin yaratabileceği Tsunami. O renkli hayatlarını, Tsunami, tıpkı Atlantis'e olduğu gibi, bir anda cehennem'e çevirmişti. Hayat durdu. Hiçbirşey eskisi gibi olmayacaktı. Yaratanı terk eden onlar, bir günde ellerindeki lükslerini ,oyuncaklarını ve maddiyatlarını kaybettiler. Tıpkı Atlantis gibi!

Ama onlar yine yapılanacağız, eskisinden de daha güçlü olacağız diye diğer müttefikleriyle dünya ya seslendiler. Onlar aslında yine materyalist maddiyatçı ataist hayatlarına devam edeceklerini yayınladılar. İşte onlar ki onların gözleri kördür, onlar sağırdır, onların kalpleri kilitli mühürlüdür. Onlarki bilmezler dünya ana'yı harekete geçiren, hayatlarına defalarca felaketleri çekecek olanlar. Maneviyatı yaşamayan rahman dan uzak olan insanlık bu uzay/zamanda artık desteklenmeyecek, onların yaşadığı tüm bölgelerin  manyetik alanları çökertilmekte ve bunu da kendileri tetiklemekte. Tıpkı Atlantis gibi!